Ana içeriğe atla

AE2013 Diğer Üçüncüsü - Işınla Bizi Kuklacı - ACD

Bu sene üçüncülük ödülünü iki yazar paylaştı. Kitabı ortadan kesmedik tabi, uzay yakıtı paramızdan kısıp Cesur Yeni Dünya kitabından iki tane aldıkİşte o yakıt kokulu kitaplardan diğerini bu 18 yaşındaki arkadaşımız kazandı. Kısa öykünün hakkını verdiği ve başını sonunu getirip bize hoş bir keyif yaşattığı için kendisi tebrik ediyoruz. Aferin ACD, hediyeni aldığında bir fotoğraf çeker yollarsın artık.

Şimdi de öbür üçüncümüz ACD'nin internetin hızlı dünyasına uygun kısa öyküsü geliyor. Keyifli okumalar.

 

AE Rektörlüğü ifahara sunar:



Işınla Bizi Kuklacı


“Tesla haklıydı.” dedi genç adam. Ve devam etti konuşmaya.


“Gerçek bir hizmet adamıydı o, tam bir sosyalistti. Halk için ve tüm insanlığın iyiliği için çalışırdı. Keşke ona daha fazla imkan verilebilseydi, aşağılanmasına ve küçümsenmesine rağmen neler yaptı. Şu Tesla denen adamın yaptıklarına bakın!” bağırarak ve heyecanlanarak bitirdi cümlesi durup biraz soluklandı ve devam etti.

“Ama tahmin edemedi o dahi; tüm insanlığın tembel birer yağ fıçısına dönüşeceği. Onun projelerinden biriydi bu ışınlanma olayı, bugünkü adıyla; “Işınlayıcılar” ne kadar da sade ve düz bir isim.”

Kalabalıktan yükselen homurdanmalar biraz rahatsız etti onu ve açıklama gereği duydu.

“Kötü olduğunu söylemiyorum bu ismin sadece sade bulduğumu belirttim. Neyse konumuza dönelim, ışınlanan ilk canlıyı hatırlayan var mı?”
Arkada olmayan ama çokta önlerde olamayan bir adam ayağa kalktı, arada kalmışlardan biriydi o, araftaydı.

“O bir  bitkiydi, çünkü korkmuştuk hayvan ya da insanları ışınlamaktan. Dönüşebilirler diye düşündük, yaratıklara dönüşebilirler dedik.”

Yaşlı adam haklıydı, dönüşebilirdik ve zaten dönüşmüştük de.

“Bizler, insan denen tüketici ve yok edici varlıklarız, teknoloji bizi öldürdü. Hayır dostlarım bu zihinsel bir ölümdü, bu içsel bir soykırımdı. Bu bir yok oluş karmaşasıydı, herkes var ama kimse yok. Bizler kendi kendimizi yok ettik, sadece bununla kalsaydık bu dünya biz lanet tüketicilerden kurtulacak ve belki de daha şirin bir yer olacaktı. Işınlama bizi tembelleştirdi, gelişen teknoloji bize şişmanlamayı ve sürekli tüketmeyi emretti. İnsanın sınırlanamaz beyni sınırlandırıldı. Bunu düşünemedi Tesla ya da çok optimist bir dahiydi. O iyilik yapmak istedi ama bilmediği şey şuydu; hiçbir iyilik cezasız kalmaz.

Bizler bunu öğrendiğimizde çok geçti çünkü artık bizler yaşayan ölülerdik. Bizler robotlaşmış pisliklerdik ve bizler kukla olarak kullanılan beyinsiz ucubelerdik. Biz diye bir şeyde yoktu aslında, bencillik vardı, ego vardı ve ben vardı. Dün ölen çocuğu düşünün annesi sırf üşendiği için inemedi merdivenlerden ve orada öldü küçük çocuk, acılar içinde kan kaybından öldü. Annenin nedeni buydu dostlarım, üşenmek. Bizler 300 kiloluk bencil pislikler değil miyiz? Göremiyor muyuz hala bunu?  Göremediğimiz o kadar çok şey var ki. Sevgi öldü artık, tek düze insanlarız. Tek tip insanlar olduk ve sanırım artık insan bile olamayacak kadar küçüldük, enimize büyürken küçüldü beyinlerimiz ve hayallerimiz. İçimizdeki ateş söndü, kontrol edilmekten rahatsız bile değiliz artık, sevgili dostlarım kısaca bizler boku yedik ve bundan mutluyuz hatta aramızda bu boku ketçap ve mayonezle yemekten haz alanlar var. Lanet olsun hepimize.”

Yaşlı bir adam daha ayağa kalktı ve bağırdı.

“Peki ya Tesla? Her şey onun suçu değil miydi?” aptal ve yaşlı adam sustu, anlamsızca etrafa baktı. İnsanlar ne kadar da koyunlaşmışlardı.
“Sorunumuz bu işte, neden suçlarız ki birilerini en büyük suçlu bizlerken, Tesla’nın ki harika bir fikir ve muhteşem bir buluştu ama onu mahvedenler bizleriz, sanırım Tesla burada olsaydı hepimizi öldürecek bir şey tasarlardı sonra da o şeyle bizleri öldürürdü, kendini de tabi ki. Bizler ölüyüz  baylar, bizler kadınlarımız hapseden hastalıklı beyinli maymunlarız, onlardan korktuk ve nedenini hepimiz biliyoruz.”
Kalabalıkta tüm adamlar aynı anda kafalarını öne eğip sessizliklerine gömüldüler.

“Çünkü onlara bulaşmadı bu korkunç şey. Onların sadece çok bir kısmı aramızda. Kadınlar temizdi onlar kurtulanlardı ve biz onları eski krematoryumlara hapsettik, yenilerinde neler yapıldığını hepimiz biliyoruz. Yaşadığımız her an dünya ölmekte, dünyayı öldüren bir insanlık bizimki.”

Her şeyin nedenini bu denli iyi bilen bir topluluk olmazdı. Işınlanma, ışınlayıcılar, teleportasyon ya da her ne ise. İşte buradaki tüm insanları bu hale getiren şey buydu. İnsanlığın ışınlayıcılardan önce iyi olduğunu söylemiyorum, sadece daha az kötülerdi. Frontal loblara zamanla zarar verdi ışınlayıcılar. Çok az düşünen insanlık düşünemez oldu. Fark edildi tabi ki her şey ama sadece yöneticiler kurtarıldı, yön verenler ve verecek olanlar. Kuklacılar ve pislikler.

Herkes susmuştu, içlerinden orta yaşlarda bir adam el kaldırdı ve tuvalete gideceğini söyledi, evin geniş salonundan çıktı ve hemen yan tarafındaki “Işınlayıcı” ya girdi, tuvalete ışınlanıp işini halletti sonra aynaya  baktı. Bu yüzyılın insanlarının pekte yaptıkları bir şey değildi bu. Aşağıdaki konuşmaları hatırladı, bencildi, tekrar tekrar mahvedecekti kendini ve tabi dünyayı da. Garip bir şey yapmak geldi içinden o şişman adamın, ışınlayıcıların frotal lobu üzerindeki olumsuz etkisini hiçe sayarak. Aşağı merdivenle indi ve herkesin onu fark etmesini sağladı. Sonra nefes almak ve konuşmak için durdu. İnsanlar ona doğru ilerlemeye ve onu dinlemeye hazır görünüyorlardı.

“Bizler artık yaşamıyoruz beyler, hayallerimiz yok, düşünmüyoruz ve mutlu olamıyoruz, her günümüz kasvetli ayrıca her günümüz acı içinde geçmekte. Farkında olmayışımızdı bu acıyı, daha da artırıp beslemekte onu. Ölmemiz gerek beyler, hepimizin ölmesi ve bize yön verenlerin ortaya çıkmaları gerek. Ölmek ne güzel şey bu iğrenç yaşamda. Ölmeli ve tekrar dirilmeliyiz ta ki tekrar insan olmayı öğrenene kadar. Ben artık yokum, numara verilmiş bu zihin artık yok, numara 8369 artık yok. Doğaya bile karışamayacağım ölünce, biliyorsunuz artık gömülmemekteyiz; artık işe yarayan organlarımız, derilerimiz alınmakta ve bizden geriye kalan et parçası krematoryumlarda yakılmakta veya hayvanlar için yem olmakta. Sanki var olmamışız gibi, sanki hiç nefes alıp vermemişiz gibi. Ben artık buna katlanamıyorum, ben ölmeliyim belki de benim ölmem kurtaracak bu dünyayı. Bu dünyayı kurtarmasa da benim dünyamı kurtaran şey bu olacak.”

Şaşkın insan bakışları mı vardı? Yoksa aptallaşmış ve kuklacının emrinde yaşamaya alışmış bir avuç aptal adam mı? Bunu bilemeyecekti numara 8369. Ölmek için gerildi, gerildi ve gerildi. Merdivenin en üst basamağına çıktı, kendini aşağıya bıraktı. Tırabzanlara çarptıkça kafası ve bedeni bir top misali hızla aşağı yuvarlandıkça kendine geliyordu, frotal lobu düzelmekteydi ya da ölüm fikri gerçekten çok iyi gelmekteydi. Acı duymamış olmak onu azıcık bir tebessüme itti zaten yaşadığı hayat acıların en büyüğü değil miydi? Bu ölüm şeklinin trajik ve ironik olduğunu düşündü. Annesi bir çocuğu kurtarmak için inmemişti aşağı, inse ve kana biraz baskı uygulasa ya da arasaydı sağlık ekibini, ışınlansaydı oraya ve haber verseydi. Hayır o kadın çocuğun ölmesini istedi, bu yüzyılda insanların merdivenden düşerek ölme ihtimalleri imkansız denen sonsuzluğa yakın. Yeni çocuklarda hiçbir sorun olmadığını duymuştum ve değiştirilmeleri zormuş. Okul denen kukla üretim merkezi bile artık bunda zorlanmaya başlamış. İşte bu bir devrim, bu bir başlangıç, bu huzur ve bu ölüm. Acı vermediğini söylemiştim bu ölüm şeklinin, birkaç tırabzanda uyuşmuştu kafam ve zaten vücudumu hissedemiyordum artık. Bu sadece etkileyici bir ölüm şekliydi, gerçekten öldürmezdi bu düşüş beni. Hepimize verilen o ‘sessizlik’ haplarından bir kutu almıştım ve bu da 14 hapa eşitti. ‘Sessizlik’ hapları, onlar intihar haplarıydı insanlara derin bir sessizlik sözü veren ve aldıktan birkaç dakika içinde öldüren haplar, kuklacıların bizden kurtulmaları için harika bir yol. Boynum kırılabilirdi belki düşerken ama ihtimallere şans veremezdim. Hayatım boyunca zaten hep ihtimallerle yaşadım arık kesin bir ölüm gerekliydi benim için. Düşme hissi beni gıdıklamıştı, ölüm hissi ise soğuk bir rüzgar gibi titretmişti bu aciz bedeni. Öldüm demek istiyordum etrafımdaki bu şişko kuklalara, öldüm ve kurtuldum. Ölümüm yeniler için bir işaret olacak. Onları diriltecek bir işaretim ben, ben yalnızca ölen bir adam değilim, ben başlangıç ve sonu içinde barındıran bir sonsuzluğum. Belki de zihin asla ölmez. Ölmenin verdiği huzur ve öldükten sonra bile adımı haykıracak bir nesil, işte hayalim buydu aslında zorunlu bir değişimdi bu.

Sizlere son bir kez daha bakayım aptallar, kuklalar. Gülümseyişim içindeki büyük hayalle ölüyor olmam ne kadar harika. Sadece kafamın bir bölümünü hala hissedebiliyorum ve soğuk ölümün ulaşamadığı tek yer orası şimdilik. Bedenimi titreten ama zihnime ve ruhumun derinliklerine ince bir haz veren şey ölümdü, ölmüş ve son nefesimi bu aptalların anlamsız bakışları içinde vermiştim. Ben arınmış ve kurtulmuş olandım artık.

Yorumlar

En Çok Okunanlar

Güneş Dil Teorisinden Ay Dil Teorisine Yolculuk

Güneş Dil Teorisi, Ömer Asım Aksoy döneminden sonra pırıltısını yitirmiş, teknoloji hep geriden takip etmiş, gâvur gogıl’ın, ekşisözlüğün, incisözlüğün bile Türkçe için daha kullanışlı ve yerel bir sözlük olduğu günümüzde, internette gezerken bakın TDK’nın sitesinde neye rastladım. Kaynakları “tarama resim” olduğundan, zengin kütüphanesindeki hiçbir sözcüğün arama motorlarıyla bulamayacağınız bir dökümana... Öncelikle teoriyi öğrenelim sonra da kendi yorumumuzu yapalım, son sözü de size bırakalım.

Kaos Seyir Defteri

Karmaşıklık ve Kaos Teorisi hakkında bulabildiğimiz tüm kitapların, yazıların, videoların kısacası tüm kaynakların listesini oluşturduk.

Makaleler:Kaos'un Keşfi: Kaosun tarihçesi ve felsefesi. Başlangıç için...

Determinizm ve Kaos: Timur Karaçay'ın birçoğumuza ilham veren makalesi. Matematiksel özet.

Go Sorunsalı Ve Kaotik Çözüm Arayışları: Efsane masaüstü "Go" oyunu ile Kaos Teorisi arasındaki bağın irdelenmesi.

Laplace Şeytanı, Kaos ve Kelebek Etkisi: Laplace'ın determinist önermesinden yola çıkarak yazılmış bir tanıtım.

Marksizm ve Kaos Teorisi: Kuramın diyalektik materyalizmle olan ilintileri...

Kaos'a Giden Yol: Laplace Şeytanı'yla başlayan bir serüven bugüne nasıl geldi. Ersan Şahin'in yazısı. (İnternetten beni bulup makalesinde referans gösterme inceliğini gösteren ilk insan.)

“Tıpta Ölümle Barışmak” -Tayfun Gönül ve Gediz Akdeniz

Kaos Videolar:Fraktallar ve Pürüzlülük Sanatı - Benoit Mandelbrot
https://www.ted.com/talks/benoit_mandelbrot_fractals_the_…

Bir Ay şarkısı daha Belinda Carlisle söylüyor "La Luna"

I remember when I met you
Seninle tanışmamı hatırlıyorum
All the stars were hanging in mid-air
Tüm yıldızlar havada aslıydı
In those moments nothing mattered
Bu dakikalarda hiçbirşeyin önemi yoktu
But the way you caught me in your stare
Senin bakışınla beni yakalamandan başka

We were walking, we were talking
Konuşuyorduk, konuşuyorduk
We were laughing about the state of our lives
Hayatlarımızın durumuna gülüyorduk
How our fates brought us together
Kaderimizin bizi nasıl bir araya getirdiğine
As the moon was rising in your eyes
Ay gözlerinde yükselirken
On and on the night was falling
Defalarca gece düşüyordu
Deep down inside us
Derinlerde içimizde
On and on a light was shining
Defalarca bir ışık parlıyordu
Right through İçinden

Ah la Luna, la Luna
Ah Ay, Ay
The night that we fell under the spell of the moon
ayın büyüsüne kapıldığımız gece
Ah la Luna, la Luna
Ah Ay, Ay
The light that will bring me back to you
Işık beni sana geri getirecek
The light of la Luna
Ay ışığı

In the hotels,…